İstanbul Arel Üniversitesi Tepekent Kemal Gözükara Yerleşkesi’nde düzenlenen
‘Sürdürülebilir Yaşam Mümkün Mü?’ konulu konferansta konuşan Güven İslamoğlu iklim krizi
ile ilgili önemli açıklamalarda bulunarak özellikle tüketim alışkanlıkları konusunda uyarılarda
bulundu.
İklim krizinin görünenden daha ciddi bir sorun olduğunu ifade eden Güven İslamoğlu
NASA’nın ayakkabı ile girilmemesi gerektiği ifade edilen ve kenarına asfalt yapılması ile
gündeme gelen Salda Gölü’ne de değinerek; şu anda solumuş olduğumuz oksijenin bir
kısmını Salda Gölü’ne borçlu olduğumuzu ifade etti.
Dünya gezegeninin tarih içinde gelişim sürecine ve oksijenin varoluş sürecine değinen
Gazeteci Güven İslamoğlu; ‘İş iki tane lamba söndürmekten, pet şişeyi çöpe atmaktan, kâğıdı
geri dönüşüme göndermekten çıktı. Bir başka boyuta geldi. Önümüzdeki 2050 yılında kaçımız
yaşayacağız, kaçımız var olacağız, bunu konuşacağız. Salda Gölü’nde bulunan kum parçası 3
buçuk milyar yaşında. Oksijenin başlangıcında var olan canlının fosili. Onun için Salda Gölü
bizim için çok önemli. O yüzden korumamız gereken bir dünya mirası. O yüzden biz Salda
Gölü üzerinde çok duruyoruz. Şu anda solumuş olduğumuz oksijenin bir kısmını ona
borçluyuz.’ İfadelerini kullandı.
‘İçtiğimiz Suyu Yok Ediyoruz’
Dünyadaki su oranının her zaman sabit olduğunu sözlerine ekleyen Güven İslamoğlu suların
boşa akmasından ziyade yok edilmemesinin daha önemli olduğunu vurguladı.
İslamoğlu; Doğayı koruyacaksınız muslukları açın gitsin. Çünkü doğanında ona ihtiyacı var.
Çünkü dünya var olduğundan beri su miktarı 0,3’tü. İsterseniz bir kişi için, isterseniz iki kişi
için. İsterseniz 9 milyar için. Bu dünyaya hiçbir yerden su gelmiyor. Ne eksiliyor ne azalıyor.
Biz ne yapıyoruz? İçtiğimiz suyu mahvediyoruz. İçtiğimiz suyu yok ediyoruz. Sanıyoruz ki su
her zaman gelebilir. Evet gelebilir, meteorla gelebilir. Bir gök taşı ile gelebilir fazla su. Diğer
türlü gelemez.
‘Tüketim Alışkanlıklarımız Dünyanın Dengesini Değiştirmek İçin Yeterli’
Tüketim alışkanlıklarımızın iklim krizine neden olduğunu vurgulayan Gazeteci Güven
İslamoğlu konuşmasının devamında şu ifadelere yer verdi;
“60 milyon yıl boyunca doğa havadaki karbonu alıyor, aşağıya hapsediyor oda kömür ve
petrol haline geliyor, bildiğimiz fosil yakıtlar haline getiriyor ve onu orada saklıyor. Onun
yerine oksijen veriyor. Peki biz ne yapıyoruz? Her yıl o kadar kömürü dışarı çıkartıyoruz. Sizin
kıyafetleriniz, ayakkabılarınız hepsi kömür demek. Yediğiniz, içtiğiniz, cep telefonunuz,

gözlüğünüz, arabanız, hayat şekliniz, tüketim alışkanlıklarınız her şey karbon demek. Yani
aşağıdaki karbonu yukarı çıkartıyoruz. Dünyanın 60 milyon yılda aşağıya hapsettiği karbonu
geri çıkartıyoruz. Tüketim alışkanlıklarınız dünyanın dengesini değiştirmek için yeterli.
“Tekstil Sektörü ve Akıllı Telefonlar Dünyayı En Çok Kirleten Sektörlerden Biri”
Tekstil sektörü dünyayı en çok kirleten sektörlerden bir tanesi oldu. İnsanlar artık giyinmek
için elbise almıyorlar, kendi varlıklarını göstermek için elbise alıyorlar. Akıllı telefonların sera
gazı emisyonları çok yüksek. Akıllı telefonlar eskiyor mu, hayır. Şu anda kullandığınız cep
telefonları ufak bir güncelleme ile yeniden kullanılabilir hale getirilebilir. Ama bunu yapmak
istemiyorlar. Çünkü yavaşlaması işlerine geliyor. 2010- 2019 yılları arasında ünlü bir marka
tarafından 13 milyar telefon satılmış, 3 milyarı kullanımda. Geri kalanın hepsi çalışır
vaziyette ama çekmecenizde duruyor. Onun içinde altın var, gümüş var, su var, enerji var,
karbon var, bakır var, her şey var onun içinde. Bu kadar şey üretmişiz, dünyayı kirletmişiz,
birde çekmecede duruyor. Niye? Yavaşladı diye. Size devamlı o telefonu satıyorlar. Telefonun
bir maliyeti yok. Telefonun maliyeti 10 dolar. Ama siz ona dünyanın parasını veriyorsunuz.
“Sadece Eğlenmek İçin Dünyayı Yok Ediyoruz”
Mesajların karbon ayak izi de oldukça yüksek. Günde 400 milyon mesaj atılıyormuş,
uçakların günlük karbon emisyonuna eşit miktarda. Attığınız her mesaj enerji demek. Çünkü
cep telefonları enerji ile çalışıyor. Bunu yakalayan sistemler enerji ile çalışıyor. Biz buna
ekolojik sapkınlık diyoruz. Tiktok gibi bir uygulamanın karbon ayak izi çok yüksek. Sadece
eğlenmek için dünyayı yok ediyoruz. Burada üretilen videoları depolamak için binlerce
makine çalışıyor. Makineleri soğutmak gerekiyor. İklim krizi ile bu makineleri soğutmak için
iki misli enerji harcamamız gerekecek.
“Bitcoin, Ülke Boyutunda Enerji Tüketiyor”
Bir başkası bitcoin. Bitcoin Hollanda, Birleşik Arap Emirlikleri’nin, Pakistan ve Norveç’in
tükettiği enerji kadar enerji tüketiyor. Biz fosil yakıtlarından kurtulacağız dedik, güneş
enerjisini kullanacağız dedik, rüzgâr enerjisini kullanalım dedik, birde üstene ekledik niye
“Bitcoin” için, niye “Tiktok” için. Böyle bir dünya sürmez. Belli bir yere kadar gelecek, belli bir
yerden sonra dünya kendi kendini düzeltmeye başlayacak.
“Siz O Kahveyi İçeceksiniz Diye Ormanları Yok Ediyorlar”
“İçtiğiniz kahve. Kahve Brezilya’dan geliyor. Siz o kahveyi içeceksiniz diye ormanları yok
ediyorlar, yerine kahve ekiyorlar. O nedenle kahvenin karbon ayak izi çok yüksek. Bugünden
başlayarak, biz dünya için ne yapabiliriz diye düşünüyorsanız; kahveyi kesin, çay için. Çay
Türkiye’de üretiliyor. İthal ürünleri hiç tüketmeyin. Yerli ürünlere yönelin. Yapabileceğiniz
kadar yerele dönün.
Avusturalya şu anda yangınlarla mücadele ediyor. Bunun sorumlusu kendileri. Çünkü
dünyadaki en büyük kömür üreticisi. Kömürden vazgeçmiyor, kömür satmaya devam ediyor.
Kendi refahı için dünyayı yok ederken bir anda geldi iklim krizi kendini vurdu. Şimdi benim
için dua edin diyor. “

“Ağaç Altında Ateş Yakacağımız Canlı Değil”
“Ağaç altında ateş yakacağımız bir canlı değil. Biz ormana gidiyoruz, oksijen almaya gidiyoruz.
Mangalı yaktığınız zaman karbon soluyorsunuz. Zehirleniyorsunuz. O yüzden biz mangala
karşıyız. Yoksa Kaz Dağları’ndaki oksijenle buradaki oksijen arasında bir fark yok. Orada da
yüzde 21, burada da yüzde 21. Oradaki kaliteli oksijen, buradaki kalitesiz oksijen. Arasındaki
fark o. “
“Büyük Göç Dalgası Başladı”
Sağlık giderlerimiz yüzde bin 200 arttı. Daha da artacak. Avrupa’nın birçok yerine gittiğiniz
zaman muayene olamıyorsunuz. Doktor bulamıyorsunuz. O yüzden sağlıklı bir çevreye
ihtiyacımız var. Büyük bir göç dalgası başladı. Eğer bunu durduramazsak 2050 yılı içinde
doğudan batıya yaklaşık 250 – 300 milyon insanın çoluğuyla, çocuğuyla hareket etmesi
bekleniyor. İklim göçü. Gelecekleri yerler burası. Bir kısmı zaten geldi. Sokaklara çıktığınızda
bunu görüyorsunuz zaten. Gidecekleri bir yer yok. Suyu, toprağı, refahı olan yerlere
gelecekler. İnsan yaşamak isteyecek, yaşayacağı yere gelecek. “
“Karbon Tutucu Bitkiler Ekebiliriz”
“Yapılacak çok şey var. 1.2 milyar hektar boş alan var. Bu alanlara karbon tutucu bitkiler
ekebiliriz. Şu anda Avrupa’da karbon tutma makineleri geliştiriyorlar. Bunlar havadaki
karbonu yakalıyor. Yakaladığı karbonu sıvı hale getirip, kayalara enjekte ediyor. Bunun
üzerine çalışanlar var. Bu karbon kötü bir şey değil. Karbon enerji demek. Bitkiler bu karbonu
alıp besin üretiyorlar bize. O karbona ihtiyaçları var.
Dikey tarım yapmaya başladık. Böyle bir krize girersek düz tarım yapmamız çok zor. Bugün
şeftali üreteceksiniz, bir kar yağdığı zaman bu sene şeftali yiyemezsiniz, armut yiyemezsiniz.
Şu anda meyve sebze üretmek çok zor. Ancak salata gibi, biber gibi bitkileri üretebiliyoruz.
Ama yakın zamanda meyveler içinde dikey tarım gelecek. Artık sistem buraya doğru gitmeye
başladı. Belki de lunaparkların içinde tarım yapacağız. Adapte olabilmek için. Çünkü yüzeyde
tarım yapmamız zorlaşacak. “ dedi.
Yoğun katılımın olduğu konferansa İstanbul Arel Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Özgür
Gözükara, İstanbul Arel Üniversitesi Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Ergül Berber, Prof. Dr.
Hüseyin Gün, İstanbul Arel Üniversitesi Genel Sekreteri Mustafa Kılıçaslan, fakülte dekanları,
akademik ve idari personel ile öğrenciler katıldı. Özellikle tüketim alışkanlıklarımız açısından
farkındalık oluşturan konferans teşekkür belgesinin takdimi ve fotoğraf çekimi ile sona erdi.